Uzun süredir sizlerle haberleşemedik. Fakat Datça'dan gelen hayvan dostlarıyla sürekli görüşüyoruz. Marmaris İçmeler'de kasım ve aralık aylarında hiç hoş olmayan olaylar gelişti. Datça'da da zaman zaman benzeri olayların olduğunu duyuyor ve bu çağdışı olayları esefle kınıyorum. Bu konu üzerine bir kaç satır bir şeyler karaladım. Bunları sizlerle de paylaşmak istedim.   ( Behçet Düzgün - Veteriner Hekim - 08 Ocak 2008 )
 
            Her şeyden önce geçtiğimiz günlerde İçmeler'de yaşanan zehirleme olayları sonucunda hayvanlarını kaybetmiş olan hayvan sahiplerinin acılarını paylaşıyorum. Maalesef hala hangi yüzyılda yaşadığının farkında olmayan çağdışı kişiler var. İnsanlar var diyemiyorum çünkü bunu yapan insan olamaz.

            Kasım ve Aralık aylarında İçmeler Beldemizde onlarca hayvan zehirlenerek öldürüldü. Bu hayvanların hemen hemen hepsine yakını sahipli hayvanlar. Sokaklarda köpek, kedi, kuş ölülerini gören vatandaşlar bu vahşeti bize telefonda ağlayarak ifade etmekte zorlandılar. Sokaktan onlarca zehirli et parçaları belediye görevlilerince toplandı. Bunlardan birkaçı Toksikoloji laboratuarına gönderildi. Gelen rapor sonucunda da "Metomyl" etken maddesi olduğu öğrenildi. Bu zehir tarım ilacı olarak kullanılıyor. Kokusuz, tatsız yani hayvan tarafından fark edilmesi son derece güç olan bir zehirdir. Spesifik bir antidotu yoktur. Yani zehirlenen canlı, hekimin önüne getirildiği zaman diğer zehirlerdeki gibi hemen antidotunu (panzehirini) vereyim de kurtulsun gibi bir şansımız yok. Sadece semptomatik olarak sağaltmaya çalışıyoruz. Sıkı durun çünkü bu zehir aynı zamanda insanlarda da ölümlere yol açabilecek güçte bir zehir. Yani siz çocuğunuzla parkta yürüyüşe çıkıyorsunuz küçük yaştaki çocuğunuz siz görmeden bunu aldı ve elinde oynadı. Yemesine gerek bile yok. Çocuğun eline bulaşan zehir parmağını emse bile ağız mukozasından emilerek kana karışıyor ve çocuğunuzun ağzından salyalar gelmeye başlıyor ve çocuk gözünüzün önünde çırpınarak..... Evet, ne kadar korkunç değil mi? İnşallah böyle bir şeyi hiç bir zaman yaşamayız. Ama bunlar olasılık dâhilinde şeyler.

            Casper isimli köpek; küçük beyaz bir Terrier, Oğulcan’ın köpeği, sadece köpeği değil aynı zamanda arkadaşı da. O da zehirlendi. Ama hemen ölmedi. Yaklaşık 4–5 gün ayağa kalkamadı. Tüm bedeni felç olmuştu. Boynunu bile düzeltemiyor, ayağa kalkamıyordu. Hiçbir şey yiyip içemedi. Sürekli idrarını ve dışkısını kaçırıyordu. Her geçen gün kötüye gidiyordu. Sahibi her gün polikliniğimize getirdi. Fakat hiçbir iyileşme göstermiyor, daha da kötüye gidiyordu. Oğulcan’ın babası gözümün içine bakıyor bir mucize bekliyordu. Çünkü bu şekilde yaşaması da imkânsızdı. Hem Casper, hem Oğulcan, hem de ev halkı acı çekiyordu. Baba sanki evlatlarından birisi hasta yatağındaymış gibi gözyaşı döküyordu. Böyle durumlarda ötenazi gerekebilirdi. Baba da bunun farkında olduğu için ağlıyordu. Kendisine Casper’a bir gün daha şans vermemiz gerektiğini ama durumun hiç de iyi olmadığını söylediğimde gene gözünden yaşlar boşaldı. Fakat ertesi gün mucize gerçekleşmiş ve Casper ayağa kalkmış, hatta yemek yiyip su bile içmişti. Bu zehirli eti atanlar bu olayı yaşamış olsalardı. Belki biraz kalpleri yumuşar mıydı?

            Genelde kediler kolay kolay zehirli et parçasını yemezler. Çünkü önlerine aldıkları gıdayı küçük parçalar halinde yeme alışkanlıkları vardır. Ama onlar bile, bu defa kandılar bu kokusuz, tatsız zehirli etlere. Ya kuşlara ne demeli! O zavallılar bile zehirli etleri yiyerek zehirlendiler. Küçücük bedenleri otların üzerine cansız uzandılar. Zehirlerin bahçe içerisine atılması suretiyle hayvanlar zehirlendiler. Hatta bazıları balkondaki hayvanların zehirlenmesi için atıldı.

            Savcılık, belediye, emniyet olayın üzerine gidip gerekli araştırmaları yapıyorlar. Ama şimdilik bir sonuç yok. Bu çeşit zehirleri satma yetkisi olan Ziraat İlaçları satan bir yetkiliyle görüştüğüm zaman da “Sen de biliyorsun, bunların satışı için hiçbir belge gerekmiyor. İsteyen herkes satın alabiliyor.” Dedi. Sadece İçmeler’de değil. Geçen hafta içerisinde Gökova’da da zehirleme olayları oldu. Bir tanıdığımızın 4 köpeği birden Pazar gezmesi sırasında öldü. Hiçbir şey yapamadan hem de.

            Böyle bir durumla karşılaşınca ilkyardım aynı insanlardaki gibi çok önemlidir. Zehirlenme belirtisi gösteren köpeğimiz ya da kedimiz hemen tuzlu su içirilerek kusturulmalıdır. Zehirlenme belirtileri: ağızdan aşırı salya gelmesi, hayvanın titremeye başlaması, ayakta duramaması şeklinde başlar. Bir bardak suyun içerisine bir yemek kaşığı tuz atılarak ağızdan içeriye boca edilerek kusması sağlanırsa köpeğinizi kurtarma şansınız çok yükselir. Tabii sonrasında da Veteriner Hekiminize veya en yakın Veteriner Kliniğine ulaşmanız gerekmektedir. Bir daha böyle çağdışı uygulamaların yaşanmaması dileğiyle.

 
HAYVANLAR VE BİZ İNSANLAR
Çevremize baktığımız zaman hangi hayvanları görüyoruz?
  
            Denize bakınca içindeki balıkları, gökyüzüne bakınca uçan kuşları, ağaçlarda koşan sincapları, toprağın içinde yaşayan küçük solucanları ayrıca vahşi ormanlarda yaşayan vahşi hayvanları ve en çok ta çevremizde dolaşan ve evcil hayvan diye isimlendirdiğimiz hayvanları görüyoruz.
  
Bu evcil hayvanları iki grupta toplayabiliriz:
            Bunlardan birinci grup ekonomik değeri olan hayvanlardır. Yani etinden, sütünden yumurtasından, yününden, gücünden, hizmetinden v.b. ürünlerinden yararlandığımız hayvanlardır. Bunları genelde evimizin içine almayız.
İkinci grupta da ekonomik değeri olmayan ama evimizde beslediğimiz hayvanlar vardır. Bazılarımız da bu evcil hayvanları bahçemizde uygun bir kulübe içerisinde besleriz. Bunlar da en çoğu kedi köpek olmak üzere diğerleri de kuşlar balıklar
hamsterlar, maymunlar şeklinde gitmektedir.
  
            Bizim bugün işleyeceğimiz konu daha çok kedi ve köpeklerle ilgili olacaktır. Evimizde veya bahçemizde ya da sokakta başıboş dolaşan bu hayvanlar hakkında bilgi sahibi olacağız.
  
            Köpeklerle insanoğlunun arkadaşlığının başladığı tarih yaklaşık 15 bin yıl öncesidir. Doğu asya’da yaşayan atalarımız ilk köpeği evcilleştirmişlerdir. İnsanoğlu köpeği evcilleştirerek ne kazanımlar edinmiştir? Avlanmada, bir yerden başka bir yere taşınmada, önce mağaralarımızı bugünde evlerimizi, sahibi olduğumuz diğer hayvanları koruma da ve gütmede sayısız faydaları olmuştur. Bugün de evlerimizde veya bahçemizdeki kulübemizde hala bizim için çok değerli sadık bir dost olarak yerini almaktadır. Kedilerin de yaklaşık olarak 5 bin yıl önce yani M.Ö 3000 yıllarında Mısırlılar tarafindan evcilleştirildiği bilinmektedir. Mısırlılar kedilere çok değer vermişlerdir. Kedi öldürmenin cezası eski Mısırda ölüm demekti. Bir evde kedi öldüğü zaman yas tutulurdu. Hatta tıpkı kendileri gibi kedileri de aynı zamanda mumyalayarak ölümsüzleştirmek istemişlerdir. Hintlilere göre insanlar öldükten sonra kedilere dönüşürler ve tekrar dünyaya gelirlerdi. Tabii ki bunlar tamamen gerçekle ilişkisi olmayan şeylerdir. Ama kedilere değişik toplumların ne derece önem verdiğini açıklamak için söylenmişlerdir. Biz çocukken büyüklerimiz kedi öldürenin çok büyük kötülük yapmış olduğunu söylerlerdi. Köylerde tahıl ambarlarının farelerden korunması için ve eski çağlarda gemilerle tahıl taşınırken yine farelerden korunmak için hep kediler beslenmiştir.
  
            Köpekler kedilerden çok daha önceleri evcilleştirildiği için daha kolay eğitilebilen hayvanlardır. Kedilere pek çok şeyi öğretmek köpeklerden daha zordur. İsterlerse yaparlar, istemezlerse yaptırmak neredeyse imkansızdır. Kedilerin görme ve işitme duyulari çok gelişmiştir, çok çeviktirler, çok iyi birer avcıdırlar. Evde beslenen kediler bile dış ortama çıktığı zaman kuş, fare, kertenkele ve hatta yılan yakalayarak kendi karnını doyurabilir. Bir kedi aç olduğunda miyavlar, sevilmek istediğinde bacağınıza sürtünür, kızdığında kuyruğunu iki yana sallar, korktuğunda tüylerini dikleştirir ve tıslar, okşandığında keyiflendiğinde ise mırıldanır.
  
            Köpeklerin vücut dillerini ise şöyle açıklayabiliriz; dikkat kesilen bir köpek vücudunu ileriye doğru uzatarak kulaklarını diker. Korkmuş bir köpek ise kulaklarını geriye kısarak kuyruğunu bacaklarının arasına sokar. Kızmış ve sinirli bir köpek yine kulaklarını kısar ama dişlerini göstererek dudaklarını titretir ve hırlar. Kulaklarını dikmiş vücudunu ileri doğru tutan ve kuyruğunun ucu yukarıda sağa sola sallanan bir köpek her an saldırmaya hazırdır. Sevdiği birisini gören veya çok mutlu olan bir köpeğin kulaklari dik ve rahat sürekli bir sağa bir sola hoplar yerinde duramaz.
  
            Evet şimdi bir kedi ve köpeğin davranışlarını öğrendik evimizde beslediğimiz kedimiz ya da köpeğimiz garip davranışlarda bulunuyor. Örneğin bizi gördüğünde her zamanki gibi tepki vermiyor. Yemeğini yemiyor suyunu içmiyor. Halsiz bir şekilde ve tepkisiz uzanıyor. Kusmuş ya da ishal olmuş. Tüyleri karışık bir vaziyette ya da belli bölgelerde tüylerinde dökülmeler var. Siz ona dokunmaya kalkışınca canı acıyor ve hatta size tepki veriyorsa ya da hiç tepkisiz bir şekilde uzanıyorsa hemen kedi ya da köpeğimizi alıp veteriner hekimimize gidiyoruz. Onun sorularını dikkatlice ve doğru bir şekilde yanıtlayarak tedavisine katkıda bulunuyoruz. Çünkü kedi veya köpeğimizin konuşma yeteneği olmadığı için sizin veteriner hekiminize vereceğiniz her doğru ve gerekli bilgi petinizin daha kolay tedavi edilmesine yardımcı olacaktır. Petiniz sizin yapmış olduğunuz yanlış bir davranış sonucu bile hasta olmuş olsa hiç çekinmeden hekiminize durumu açıklayacaksınız. Örneğin her zaman yağmur yağınca içeri aldığınız köpeğinizi o akşam tembellik yapıp belki bugün yağmaz diye içeri almadınız ve gece yağan yağmuru da duymadığınız için köpeğiniz sabaha kadar ıslak bir şekilde dışarıda kaldı ve hastalandı diyelim siz de onu veterinere götürdünüz ama gerçeği söylemediniz köpeğiniz boğazım ağrıyor üşüttüm diyemeyeceği için hekiminiz daha uzun süreli bir muayene ile problemi çözmeye çalışır ama siz hemen durumu açıklarsanız kullanacağı ilaçlarla köpeğinizin kısa sürede iyileşmesini sağlar.
  
            Sahibi olduğumuz kedi veya köpek ya da başka bir hayvan her ne olursa olsun mutlaka bir veteriner hekime danışarak onun beslenmesi aşıları, iç ve diş parazitlerinden arındırılması, dişi ise onların doğumu veya kısırlaştırılması, ve aklınıza gelebilecek her türlü soruda mutlaka veteriner hekiminizi arayın. Yeni bir hayvan alınca mutlaka veteriner hekime kontrolunu yaptırın ve ondan sonra sahiplenin. Köpeklerin ve kedilerin annelerini en az 6-8 hafta emmesi gerekir. Anne
sütünden alacağı bağışıklık maddeleri yavrunun aşı oluncaya kadar hastalanmamasına yarar.
  
            Bir ev hayvanı sahibi olmanın kişilik gelişimi açısından öneminden bahsetmek istiyorum. Herşeyden önce paylaşmak ve sorumluluk sahibi olmayi öğretir ve kişiliğinizin gelişmesine yardimci olur. Sabah akşam onun mamasını vererek, tuvalet ihtiyacı için gezdirmeye çıkararak, temizliğine yardımcı olarak bir canlının ihtiyaçlarını gözlerinizle görerek ve birebir yaşayarak öğrenirsiniz. O hasta olduğunda siz de üzülürsünüz o mutluyken siz de mutlu olursunuz. Sorumluluk sahibi olmayı öğrenirsiniz çünkü anne veya babanızın olmadığı bir zamanda onun mamasını suyunu verip beslenmesine yardımcı olursunuz. Kendi başınıza karar vermeyi öğrenirsiniz çünkü onun hasta olduğunu hissettiğiniz anda yalnız veya anne babanızla hemen veteriner hekimine götürmeyi akıl edersiniz. Evde beslediğiniz kedi köpek kuş gibi hayvanlarla yakın arkadaşlık ve dostluk ilişkisine girerek yaşıtlarınıza oranla çok daha hızlı bir şekilde sosyalleşirsiniz.mÇünkü hayvanlarla kurduğunuz sıcak ve sevecen iletişim sayesinde paylaşmayı, sevmeyi, kendinize güvenmeyi, dostluğu ve yardım etmeyi öğreniyorsunuz. Aileler tüm bu avantajlari dikkate alarak çocuklarının evde hayvan beslemeye ilişkin isteklerini reddetmemeli aksine onları teşvik edici bir yaklaşım içine girmelidir.
  
            Özellikle kentlerde yaşayan ailelerin çocukları doğal hayattan tamamen uzakta olduğu için mutlaka evlerinde bir hayvan beslemelidirler. Vücudu doğal hayatı tanımayan çocuklarda özellikle allerji problemleri baş göstermektedir. Çünkü vücut tamamen doğal hayattan soyutlandığı uzaklaştırıldığı için tanımadığı her yabanci objeye reaksiyon göstererek kendini savunmaya almakta ve böylece ileriki yaşlarda hayvanlara bitkilere havadakı toza karşı ve hatta aklınıza bile gelemeyecek basit objelere karşı allerjik reaksiyonlar gelişmekte ve bu da tüm iş hayatını ve tüm yaşamını etkilemektedir. Özellikle mızmızlık yapan öfke patlamaları gösteren çocukların bu davranışları evde beslenen bir hayvanla en az düzeye indirildiği görülmüştür. Ayrıca çocukla evdeki kedi ya da köpek arasında kurulan iletişim sayesinde çocukların öğrenme ve dil becerisi daha hızlı gelişebiliyor. Anne babası kedi ve köpekten korkan ya da onları bir hastalık kaynağı olarak gören bir çocuğun kedi köpek sevme olasılığı son derece düşüktür. Onları hep korkulacak canlılar ya da zararlı yaratıklar olarak görecektir. Sizlere kendimden örnek vermek istiyorum biri 11 diğeri 2 yaşında iki çocuğum var. Dört tane de köpeğimiz var her ikisi de hayvanlarla birlikte büyüdüler ve büyümeye devam ediyorlar hiç bir hayvandan korkmadıkları gibi 2 yaşında olan sokakta gördüğü köpeklerin kuyruğundan yakalamaya çalışıyor tabii ki bu da çok yanlış bir davraniş biraz sonra özellikle bilmediğimiz ve sokakta gezen hayvanlara karşı neler yapmamamız gerektiğini anlatacağım. İzmir’de yaşayan kizkardeşimin de 14 yaşında bir kızı var evlerinde hayvan beslemiyorlar ve babası köpekten aşırı derecede korkuyor. hepinizin tahmin edeceği gibi benim yeğenim de havada uçan arıdan tutunda 100 metre uzaktaki kedi ve köpekten bile ödü kopuyor. Şimdi de hayvanlara karşı davranışlarımızın nasıl olması gerektiğinden bahsedeceğim. Biraz da çocukların hayvanlara karşı davranışlarını gözlemleyince neredeyse işkence düzeyine vardığını farkediyoruz. Aslinda bunu yaparken çocuk bilinçli olarak hayvana zarar vermeyi istemez ve zarar verebileceğini de bilemez ya da zarar görebileceğini ( tıpkı benim 2 yaşındaki oğlum gibi ) bu nedenle hayvanların da canı olduğunu bilmeliyiz. Tıpkı birisi senin kulağını çektiğinde canının yandığı gibi. Hepimiz birer insan olarak haklarımızı bildiğimiz ve birbirimize saygı gösterdiğimiz gibi hayvanlara karşı da yumuşak ve nazik davranmalıyız. Hem savunmasız küçük hayvanların zarar görmesini hem de büyük ve kendini savunabilecek bir hayvan karşısında çocuğun zarar görmesini engellemiş oluruz. Hayvanlardan korkmak yerine onların da bizim gibi bu dünyayı bizlerle paylaşan canlılar olduğunu bilmeliyiz.
  
            Uyuyan bir hayvanı uyandırmanın,mamasını yiyen bir köpeğin mamasını almanın veya yanına yaklaşmanın çok tehlikeli olduğunu bilin. Minicik bir kediyi annesinin yanından almanın tehlikeli olabileceğini, bu hayvanların da korkabileceğini, kızabileceğini, anne kedinin veya köpeğin yavrusunu korumak isteyebileceğini veya yavruyu alıp başka bir yere bıraktığında artık annesinin bu yavruyu bulamayacağını, kaybolacağını annesinin onu arayıp üzülebileceğini bilin.
  
            Geçen hafta burada olan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Fotoğraf çekmek için Turunç’un girişinde bir kayanın üzerine çıkan bir emekli öğretmen otların arasından kıpırtılar geldiğini görmüş. Orada iki adet küçücük köpek yavrusu görerek hemen bunları kaptığı gibi bizim polikliniğimize getirdi. Bize geldiklerinde her ikisi de ölmek üzereydi. Üzerini keneler kaplamıştı. Nefes almakta zorlanıyorlardı. Aç ve susuzdular. Kıpırdıyamayacak haldeydiler. Hemen bu küçük yavruların muayenesi yapılarak serum takıldı tedavileri tamamlandı ve her ikisi de ikinci günün sonunda birbirleriyle oynamaya başladılar. Şu anda her ikisi de farklı kişiler tarafından sahiplenildiler ve çok mutlular.
 
Sevgiyle kalın küçük kardeşlerim.
  
Behçet DÜZGÜN
Veteriner Hekim
www.VillaPet.com

 

VillaPet Marmaris
Hatipirimi Mah. İnönü Cad. 139. Sok. No: 16 Marmaris
Tel : 0252 - 412 88 23
Mail : info@villapet.com
Çalışma saatlerimiz : 08:00 - 24:00 ( hergün )

Ana Sayfa     datca@datcarehberi.com   /   TEL : 0535 - 587 74 93